Mitre Kanalı'nda

Uzaklar II’nin Nehir Macerası, 26 Mayıs 2010

Arjantin Yat Kulübü’nün şamandırasını fora edip limandan çıktığımızda güneş henüz yeni doğmuştu. Güverte gece yağan çiyle sırılsıklamdı. Bugünkü kısa seyrimizde başımıza geleceklerden habersiz, motorla limanın ağzına doğru yol verdik. Yolumuz kısa… Düz rotayla 20 mil kadar. Ancak biz düz bir hat izlemek yerine önce doğuya, sonra kuzeye çıkacağız. 20 mil sonra Arjantin’le Uruguay arasındaki Parana nehrinin kollarından birine gireceğiz. Bir süre daha ilerledikten sonra geniş bir daire çizerek güneye döneceğiz. Hedefimize vardığımızda fazladan 16 mil yol yapmış olacağız.

Bu uzun yolu seçmemizin nedeni yol üzerindeki sığlıklardan kaçınmak. Parana nehrinin girişinde derinlik, yüksek suda dahi 2.5 metreyi geçmiyor. Bu derinlik bizim için kritik bir seviye. Uzaklar II’nin su çekimi sekiz yıl evvel denize indiğinde 1.90 metreydi. Aradan geçen sekiz yıl içinde ağırlaştık. Tekneye konan yeni donanımlar, yedek parçalar, tamir takımları, bozulduğu halde atmaya kıyamadığımız eşyalar, zengin marinalarındaki çöplerden topladığımız ıvır-zıvır ile her geçen gün suya biraz daha battık. Bugün artık 2 metre su çekiyoruz.

Mitre Kanalı'nda

Gemi kanalını kullanarak nehre yaklaşırken kafadan gelen akıntı kendini hissettirmeye başladı. Nehrin suları denize doğru akıyordu. Önceleri 5 knot olan hızımız kademeli olarak azalmaya başladı. 4, 3, 2 derken, nehre girdiğimizde hızımız 1.5 knot’a düşmüştü. Akıntıyı kazımak için motora biraz daha yol vermem gerekti. Milim milim ilerleyerek dönüş noktasına geldiğimizde vakit ilerlemiş, güneşin batmasına iki saat kalmıştı.

Köşeyi dönünce bu kez akıntıyı arkamıza aldık. Demin sürünerek ilerlemeye çalışan Uzaklar II şimdi yokuş aşağı koşuyordu. İki yanı çam ve okaliptüs ağaçlarıyla kaplı sudan bir vadiye girmiştik. Bazen yeşil düzlüklerin içine doğru giren derelerin yanından geçiyorduk. Adını bilmediğimiz bir sürü kuş etrafımızda ve üzerimizde türlü sesler çıkararak uçuşuyordu. Daha önce böyle bir seyir yapmamıştık. Sanki suyun üzerinde değil de karada ilerliyor gibiydik. Havuzluktan etrafa bakınca ağaçlar, gür yeşil bitkiler iki yanımızdan akıyor, gördüğümüz bu manzara sık bir ormanın içinde gidiyormuşuz hissine kapılmamıza neden oluyordu. Teknenin karada değil de, suyun üzerinde olduğundan emin olmak için bazen aşağıya, suya doğru bakıyordum.

Yeni bir dönemece yaklaşırken önümüzde bir kardinal şamandırası belirdi. Tabanları birbirine bitişik iki siyah üçgen bunun doğu kardinali olduğuna işaret ediyordu. Şamandıranın doğusundan geçtikten az bir süre sonra teknenin yavaşladığını ve durduğunu fark ettik. Ne olmuştu da durmuştuk. Karaya oturduğumuzu anlamak için biraz zaman geçmesi gerekti. Tekne o kadar yumuşak bir hareketle çamur zemine saplanmıştı ki, dibe ooturduğumuzu,  durduktan ancak bir süre sonra fark edebilmiştik. Omurgasının altından suyun hiç eksik olmaması için dualarımızı eksik etmediğimiz Uzaklar II, hayatında ilk defa karaya oturuyordu. Bundan önce bir kere de Brezilya’nın Itaparica adasında dibe değmiştik, ama o tam bir oturma sayılmazdı. Kum zemine sürtüp geçmiştik.

Parana Nehri'nde

Tornistan yaparak kurtulamayınca yelken açıp tekneyi yatırmayı denedik. Bu manevramız da işe yaramadı. Havanın kararmasına az kalmıştı ve sular çekilmeye devam ediyordu. Geceyi burada geçireceğimizi düşünerek hazırlıklara başladık. Demiri botla götürüp rüzgâr üstüne atmamız gerekiyordu. Aksi takdirde sular yeniden yükselmeye başladığında, tekne sığlığa doğru düşmeye devam edecek, kurtulmamız iyice zorlaşacaktı. Botu şişirmeye başlarken bir sürat teknesinin yaklaştığını gördük. El edince yanımıza geldiler. 5 metrelik üstü açık teknenin arkasında büyük bir kıçtan takma motor takılıydı.

Baştan verdiğimiz halatla onlar asılırken, ben de motora yol vermeye başladım. Sibel tekneyi oynatmak için güvertede zıplıyordu. Arkamızda sular köpürmeye başladı. Pervane nehir tabanındaki çamuru kaldırmıştı. Suyun üzeri kaynayan bir kazan gibi fokurduyordu. Ama tekne ilerlemiyordu. Ağır ağır ittiğim gaz kolu son noktaya yaklaştığında tekne oynadı. Levyeyi sona dayadığımda çamuru kazıyarak yürümeye başladığımızı hissettim. Egzozdan kara duman ve yanık kokusu geliyordu. Bugüne kadar motora hiç bu kadar yüklenmemiştik. Birkaç metre gidince derin suya ulaştık. Tekne tekrar yüzüyordu. Sibel güvertede bu kez sevinçten zıplıyordu.

Barlovento Yelken  Kulübü'nde

Akşam olmadan Barlovento adlı yelken kulübüne girdik. Kulübün labirenti andıran kanallarında bize gösterilen yere, dev ağaçların altına, Kanada bayraklı bir teknenin yanına bağlandık.

 

Scroll to Top